Anasayfa arrow Yazarlarımız arrow Melih Eriş arrow Suriye-Ürdün Kutsal olana yolculuk

Sponsorlar

koleksiyoncular.jpg

reklam2.jpg

Dost Siteler

  geziyorum.png

Hava Durumu

Ziyaret

Bugün222
Dün363
Bu Hafta1801
Bu Ay7574
Toplam745375

(C) Fliesenstadt
Suriye-Ürdün Kutsal olana yolculuk

suriye.jpgKutsal olana yolculuk….Bu gezimin adını bu şekilde belirlemiştim.
Bin yıllardır süre gelen toprak kavgası, savaşlar, ölümler, sevgi, nefret, peygamberler, haberciler ve daha bir çoğu bu toprakları kullanarak amaçlarına ulaşmak istemişlerdi.Şimdilerde de pek sakin görünmüyor bu topraklar.Her şey sanki iğne ipliğe bağlı.

Bu toprakların gizemi neydi? Tarihte Haçlı seferleri bu topraklar için yapılmamış mıydı? Firavunlar bu topraklarda ne arıyordu? Hz.İbrahim, Hz.Musa, Hz.İsa, Hz Davud, Hz Muhammed hepsi bu topraklardan geçmişlerdi. Öğretilerine buralarda başlamışlardı.
Bu geziye üç arkadaş hazırlandık.Temel düşüncemiz, bu toprakların bin yıllar öncesinde, bir çok kutsal insan tarafından geçilmiş olması ve etkisinin halen sürmesi bizi bu topraklara doğru yöneltiyordu.Hz.Muhammed’in ilk keşfedildiği yer Suriye Palmira’da, Hz.İsa’nın ilk söylevlerini verdiği yer Ürdün Gerash’da, Hz Davud’un türbesi Ürdün İrbid’de, Hz.Musa’nın halkına vaat edilen kutsal toprakları(Kudüs) işaret ettiği Ürdün Mount Nebo ve diğerleri ve tabi ki en önemlisi de Wad-i Rum çölü..

Suriye, Arap cumhuriyeti olmasına rağmen tipik bir Akdeniz ülkesi.Dini bir zorlama görülmüyor hiçbir yerde.Turistlere son derece alışıklar ve özelliklede Türklere karşı oldukça sevecen davranıyorlar.Petrolün vermiş olduğu zenginlik yapılaşma, yollar ve araçlara yansımış durumda.
1$ 52 Suriye lirası.İstediğiniz her şeyi bulabiliyorsunuz.Yemekler çok benzer.Her yerde bira ve diğer çeşitleri bulabiliyorsunuz.(Alkollü içki satan dükkanlar ayrı olarak belirlenmiş)
Karayolları hem Arapça hem de İngilizce olarak belirtilmiş, yol bulma da zorlanmıyorsunuz.

s2.jpgÜrdün Haşimi krallığı, modern bir ülke.En başta tertemiz.Halkın çoğunluğu İngilizce konuşuyor. 100$=70 Ürdün dinarı.Bu ülkede dolar biraz değersiz kaldı.Zengin bir ülke ve çok pahalı.Tek ucuz olan petrol.Yolların tamamına yakını otoban ve güvenli.Özellikle turistlerin güvenliğini ön planda tutuyorlar.Türkleri burada çok sevdiklerini gözlemliyoruz.Her iki ülkenin sınır kapılarında vizeniz olduğu sürece hiçbir sorunla karşılaşmıyorsunuz.

Tavsiyem vizelerinizi muhakkak Türkiye’den çıkmadan alınız.Biz karayolu ile gittiğimiz için araçla ilgili bazı işlemlerin de yapılması gerekmektedir.Araç için çıkış kağıtları(triptik), sigorta vs.
Yanınıza Arapça konuşma sözlüğü almanızda fayda var, Suriye’de gerekli oluyor.

Bu seyahatimizi planladığımda henüz nasıl gideceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu.Hatta o zaman 4x4 aracımı bile almamıştım.Şu an gittiğim arkadaşlarımı bile tanımıyordum.Sadece gitme hayali peşindeydim.Günler geçti, aracımı almıştım,Yol arkadaşlarımla tanışmıştım.Suriye Ürdün yolculuk planımdan bahsettiğimde onlarında aynı düşünceler içinde olması beni mutlu etmişti.Karar verdik 4x4 le yola çıkacaktık.

Görev dağılımı yaptık.
Melih- Teknik işler ve araç donanımı ile ilgili konular
Aslı- Belirlemiş olduğumuz rotayı en ayrıntılı detaylarına kadar hazırlaması
Hüma- Tüm evrak işleri, telekominikasyon konuların üstlenmişti.
Bu paylaşımdan sonra Suriye-Ürdün iyice şekillenmeye başladı.
4x4 yol şartlarına göre hazırlanıyordu.Ne de olsa çöle gidiyorduk.Aksiliklere karşı yedek teçhizatlar ve donanımlar yaptırdık.İkinci akü, çift dinamo,elektrik, dolap, ekstra fan, kompresör, yedek lastikler, kazma, kürek, yedek tanklar, kum paletleri, gerekli gıda malzemeleri vs.
Safari için hazırız,Yolumuz uzun yaklaşık 6000 km yol yapacağız.
Nisan-mayıs ayları hava koşulları için en uygun zaman olarak tespit ettik.
Haydi hep birlikte gezelim………….


s3.jpg

















ANTAKYA BAŞLANGIÇ:
Rotamız İzmir-Antakya-Yayladağ sınır kapısı.İzmir sınır arası mesafe tam 1350 km.4x4 ü bir gün önceden Adana’ya doğru yola çıkarttık.Bizde ertesi gün İzmir-Adana uçağı ile yola koyulduk. Aracı havaalanından arkadaşımdan teslim aldıktan sonra Antakya otobanına çıktık.Hedef bu akşam sınırı geçmek yada yakınlarında konaklamaktı.Antakya’da konakladık.

Sabah erkenden yola koyuluyoruz.Türkiye’den çıkış noktamız Yayladağ sınır kapısı.Oldukça sakin, birkaç araç dışında kimsecikler görünmüyor.İşlemler hızlıca yapılıyor ve artık Suriye’deyiz.
Araçla ilgi bazı evrak işlemlerinden sonra giriş vizelerimizi alıyoruz ve dalıyoruz Suriye topraklarına. Suriye’ye giriş esnasında ucuz mazot kullanım vergisi alıyorlar.(100$)
Suriye’de ilk durağımız sınıra 40 km mesafede olan Laskiye(Lattika).Tipik Akdeniz sahil şehri. Yapılaşması Antalya’yı andırıyor.Öğle yemeği molasını burada veriyoruz.Buradan yolumuz başka büyük bir şehir olan Tartus. Buralarda şehirlerin güzellikleri dışında görülecek pek bir şey olmadığı için yolumuza devam ediyoruz. Lübnan sınır ayrımından geçerek, Tapınak şövalyelerinin son kalesi olan “Crag de Chavvallie” uğruyoruz.. Tüm görkemiyle ayakta duruyor ve sanki o günleri yaşatıyor.Çok canlı ve parlak.Oldukça fazla ziyaretçisi var, tabi ki satıcıları da.Görülmeye değer bir mekan.

s4.jpgBuradan yolumuz Suriye’nin üçüncü üyük kenti olan Hums’a gidiyor.Hava karadı.Mideler aç.Güzel bir restaurant bulup Suriye yapımı yemeklerden tatma fırsatı tanıyoruz kendimize.O gece yemekte Irak’lı dostlarla tanışıyoruz.Sofralarına buyur ediyorlar.Biraz oralardan birazda bizim buralardan derken ayrılma vakti geliyor.Konaklama için otel bakıyoruz ama fiyatlar oldukça yüksek.Bizde şehir dışına doğru aracı sürüp uygun bir yerde kamp yapıyoruz.Sabaha karşı çöl soğuğu birazda olsa zorluyor.

Sabah güzel bir kahvaltıdan sonra bedenlerimizi hoş bir yolculuk için hazırlıyoruz.Heyecanlıyız.
Yolumuz Palmira’ya doğru gidiyor.Suriye’nin içlerine doğru girmeye başladık.Yol çok düzgün, sağımız solumuz çölle kaplı.Palmira’dan çok bahsedilmişti tarihte ve şimdilerde.Bir ara acaba yolumuzu mu kaybettik endişesi doğmadı değil içimize sadece biz ve yol vardı.Canlı namına hiçbir şey görünmüyordu etraflarda.Hums çıkışında sadece Palmira 150km tabelası görmüştük. Sonrası size kalmış.İyi bir yol haritası edinmiştik o bize yardımcı olmaktaydı.Kilometreler bir bir alındıkça yerleşim yerleri de belirmeye başlamıştı.Yol üzerinde terk edilmiş bedevi evlerine rastlıyoruz.Palmira’nın çok ziyaretçisi olmuş tarihte.Her gelen uygarlık bir ekleme yapmış ve çok büyük bir kent haline dönüşmüş.Çölün ortasında tam bir vaha.Romalılar, Yunanlılar, Araplar ve dinler.Şimdilerde antik kent ve kasaba yan yana yaşamlarını sürdürüyorlar.Palmira söylemlere göre zamanında daha Hz.Muhammed bir çocukken amcasının kervanı ile buradan geçerken mola vermişler.Develeri beklemesi için bırakmışlar orada.Handa ki rahip çocuğu niye orada bıraktınız demiş amcasına.Ona iyi bakın o önemli biri olacak müjdesini vermiş.

s7.jpgPalmira bu hikayenin dışında görülmesi gereken bir yer.Develer, atlar,satıcılar sizi bekliyor.
Palmira’da öğlen saatlerinde mola verdiğimiz bir cafede Belçika’lı motosikletli bir gezginle tanışıyoruz.Motoruyla kendi ülkesinden çıkıp bu toprakları görmeye gelmiş.O akşam birlikte kamp yapıyoruz Palmira’da.

Bugünkü rotamız 180 km mesafedeki başkent Şam(Damascus).Belçika‘lı da peşimize takılıyor birlikte yol alıyoruz.Şam’a geldiğimizde birbirimizi kaybettik.Bizde daldık Şam sokaklarına.Eski Şam sokakları cıvıl cıvıl, yerli yabancısı buralarda.Sokaklar çok kalabalık.Meşhur Emevi camiini ziyaret ediyoruz.Başlar örtülüyor.

O yörenin en büyük cami ve görülmesi gereken tarihi bir etkinlik.Müslümanların inanışına göre ahir zamanda Mehdi ve Hz.İsa’nın Emevi Camiinde belireceği görüşü hakim.Buranın ziyaretinden sonra Şam sokaklarına dalıyoruz.Aynalı camii çeşitli ışık oyunlarıyla karşılıyor bizi.Yakınlarda bir botanik bahçesi ile karşılaşıyoruz.Organik ürünler yetiştiriyorlar.Etraf yemyeşil, sokakların kalabalıklığı ve gürültüsü sakinliğe bırakıyor kendini.Bahçe içinde güzel bir kafeteryası var.Organik ürünlerden tatma şansına sahip oluyorsunuz.
Hava karmaya başlamıştı artık kendimize konaklama için mütevazi bir otel ayarladıktan sonra hemen duşlara koşuyoruz.Üç gündür yollardayız ve yıkanmamıştık.Sonrada güzel bir yemek ve uyku.

s8.jpgSabah otelde kahvaltı ederken yan masada oturan bayanın Türk olduğunu fark ediyoruz.O da bir gezgin.Yalnız çıkmış yollara ve Suriye’yi geziyor.Hoş bir sohbet ten sonra ayrılıyoruz.Bugün rota Ürdün..Şam’dan sınır 120 km. İlk durağımız olan İrbid’e ulaşmak için Ürdün’e Dar’a sınır kapısından girmeyi tercih ediyoruz.Sınır çok kalabalık fakat turistlerin geçişi için kolaylıklar sağlanmış ve hemen işlemlerimiz yapılıyor ve artık Ürdün’deyiz…İrbid sınıra çok yakın bir şehir.Burada Hz.Davud’un türbesi(Oam Quayis) var, ilk olarak orayı ziyaret edeceğiz.Benzinlikte mola verdiğimizde yarı Türk yarı Ürdünlü bir gençle tanışıyorum. Büyük baba ve annesinin Antakya’lı olduğunu ve sonradan buralara göç ettiklerini anlatıyor. İrbid’e gidiyormuş, araca davet ediyorum ve oraları gezdiriyor bizlere.

Ürdün topraklarında tarihte bilinenlerin dışında isimleri az duyulan bir çok peygamberin türbeleri yer alıyor.Hepsini gezmemiz mümkün olamıyor.Bunların içinde yol güzergahımızda olan Davud, İşaya, Şuayip, Kadir, Nuh gibi bazı önemli şahısların türbelerini ziyaret ediyoruz.
Bugün görmemiz gereken iki yerimiz olduğu için biraz hızlı hareket ediyoruz.Çok duyduğum ve merak ettiğim Gersah(Gerasa)‘a ulaşıyoruz.Şimdilerde burası çok sakin ve turistlerin ziyaret alanı olarak hizmet veriyor.

Tarihte burası Hz.İsa’nın ilk söylevlerini verdiği yer olarak biliniyor.Zamanında buralar Roma imparatorluğunun egemenliği altında olması Yahudilere yapılan zulümler düşünülürse oldukça zor koşullarda insanlara eğitim verilmiştir.Büyüleyici bir mekan.Hava kararmak üzere yolumuz üzerinde Ajlun kalesi var.Fakat hava kararmadan yetişemiyoruz.Gece aydınlatılması yapılmış. Kapına kadar gidiyoruz.Görevliler nereli olduğumuzu soruyorlar.Türk olduğumuzu bilince gece gezmek için izin veriyorlar.

Gece konaklama için kamp yapmak istiyoruz ama izin vermiyorlar.Ürdün polisi bu konuda oldukça temkinli turistlere bir zarar gelmemesi için gerekli önlemleri almak istiyorlar.Bize otel tavsiye ediyorlar ve orada kaldığımızdan emin olduktan sonra ayrılıyorlar yanımızdan.Bizde pek fazla dert etmiyoruz.Kaldığımız otel Ajlun kalesine yakın bir yer olduğu için birde gündüz gözüyle gördükten sonra yolumuza devam ediyoruz.

s9.jpgBugünkü rotamız oldukça yoğun.Günler bir bir eriyor.Mabada ve Mount Nebo bugünkü gezilecek yerler.Her ikisi de tarih sahnesinde gerekli yerlerini almışlar. Mabada şirin ve turistik bir kasaba.Bir çok kilise barındırıyor burası.Birde mozaik sanatı ile ünlü. Eski yapıların bir çoğu bu süsleme sanatı ile yapılmış ve bugüne kadar korunabilmiş Burada gezilmesi gereken yerleri bitirdikten sonra yaklaşık 10 km mesafede olan Mount Nebo’ya geçiyoruz.

Bu rotaya başlamadan önce Suriye ve Ürdün için hazırlanmış Lonely Planet kitabı edinmenizde fayda var.Buralarla ilgili geniş anlatımları detayları fikir edinebilirsiniz.
Mount Nebo tarihte Hz.Musa peygamberin halkını Mısır’dan çıkarıp getirdiği ve kutsal toprakları gösterdiği son nokta olara biliniyor.Bu tepeden baktığınızda karşınızda Lut gölü(Ölüdeniz) ve Kudüs ayaklar altında.Şimdilerde Lut Gölü İsrail ve Ürdün arasında sınır çizmiş.Mısır’dan çıkıp buraya geliş zamanı tam kırk yıl sürmüş.Esasında vaat edilen topraklara 11 günde gelinmesi gerekirken.Merak edenler tarihi araştırıp bu detayları öğrenebilirler.

Mount Nebo büyüleyici bir mekan.İlk kez Hz.Musa ile ilgili tasvirleri ve çizimleri bu tapınakta görüyorum.Nasıl doğduğunu, nasıl görevlendirildiğini ve nasıl göğe alındığını hepsini anlatmışlar.Bir müddet tapınağın içinde oturup geçmişe dalıyoruz.Bir anda etraf kalabalıklaşıyor polisler, korumalar, takım elbiseli insanlar, tv kameramanları.Ne olduğunu birine yaklaşıp sorduğumda Tayland Başbakanı ziyaret ediyormuş o sırada.Sessiz olmamızı istiyorlar.

Dışarıda Kudüs’e bakan yönde büyük bir asa inşa etmişler.Hz.Musa’nın asasını sembolize ediyormuş. Bir müddet büyülenmiş bir şekilde dolanıyoruz
buralarda.Hava kararmaya yakın ayrıldık mekandan. Açıkçası pekte uzaklaşmak istemiyoruz buradan. Geçmiş bir bir gözümün önünden geçiyor.Tepeden aşağıya doğru kıvrılan yolu takip ederek aracımızı sürüyoruz.Uygun bir yer bulup kamp yapmak istiyoruz.Hava karadı ve uygun bir yer bulduk.Karşı tarafta ışıklar bir bir yanmaya başladıkça Kudüs’ün bu kadar yakın olduğunu o an hissettim.Aracımızın üzerine tulumlarımızı serdik ve gökyüzündeki yıldızlara bakarak uykuya daldık.

Sabah kalktığımda hemen aşağımızda olan Lut gölünden yükselen nemle birlikte karşı kıyılar görünmez olmuştu.Sabah erkenden yola koyulduk. Zor bir yol bizi bekliyordu.Virajlı ve dar bir yoldan Lut gölü kenarına indik.Otoyola bağlandığımızda rahatlamıştık.Bir müddet yol aldıktan sonra Lut kenarındaki plajlar belirmeye başladı.
Lut gölü ile ilgili çok söylemler duymuştuk.En ilginci deniz seviyesinden 400m daha düşük bir rakımda olduğu idi.Ayrıca Tuz oranının çok yüksek olması ve 27 çeşit minerali de bünyesinde bulundurması insanların sağlık problemleri için burayı kullanmaları. Bizde kendimizi bu sulara bırakmadan geçmedik. Bedenimizin ağır bir yağ ile kaplandığını ve beyazlaştığını gördüm.Sanki kirliliklerimiz üzerimizden gidiyor gibiydi. Bugün yolumuz Petra’ya kadar uzanıyordu.Yol üzerinde peygamber türbelerini ve bir çok vadiyi geçtikten sonra Al-Karak ta mola verdik.Al- Karak kalesi ve zindanları; tarihte Vaftizci Yahya Hz İsa’nın yolunu açan biri olarak bilinir.Ürdün ırmağında onu vaftiz eder ve görevli olduğunu Ona bildirir.Bu kalede Romalılar tarafında Vaftizci Yayha’nın kellesi vurulmuştur.Bizde orayı ziyaret ettik.Çok büyük bir kale ve yer altı mahzenleri olan bir yapı.Bir kaç saati ayırmak gerekiyor.

Akşam saatlerinde Petra’dayız.Yol sorduğum Mahmut’un evine misafir oluyoruz bu akşam. Bizi güzel bir ud müziği eşliğinde ağırlıyor ailesi ile birlikte.Bu gece oradayız.Buralarla ilgili bir çok bilgide alıyoruz kendisinden.

Sabah erken kalkıp, çok merak ettiğimiz antik Petra gezisi için yola koyuluyoruz.Burayı detayları ile birlikte iki gün içinde ancak gezebilirsiniz.Antik Petra şehrine ulaşabilmek için Wadi- Musa kanyonundan geçerek ulaşabiliyorsunuz.Yaklaşık iki km lik dar bir kanyon yürüyüşü sizi beklemekte.Büyülenmemek mümkün değil.Hepside doğal oluşumlar.Şaşkınlık içinde yürüyerek yolumuza devam ediyoruz.Eğer yürümek istemezseniz iki kişilik at arabaları ile bu yolu alabilirsiniz. Yıllar öncesinden halkını bu vadiden geçiren Musa peygamberin yolundan geçiyoruz.Kanyonun bitiminde muhteşem yapıları ve kaya oymacılığı ile yapılmış Petra beliriveriyor karşımızda.Yıllar öncesinde tarihi kayıtlar ve İndiana Jones filmlerindeki anlatımlarla kutsal Ahit sandığının en son görüldüğü yer olarak biliniyor Petra antik kenti.Şehir o kadar büyük ki kendimizi nereye doğru yönlendirmeniz gerekir konusunu hislerimize bırakarak yola koyuluyoruz.Petra vadisini yukarıdan gören bir tepenin üzerinde manzarayı dalmış seyrederken omzumda bir el hissediyorum.Tesadüflere inanmam bunun gerçek olmasını istemiştim ve gerçekleşti. Şam’da kaybettiğimiz Belçika’lı ile tekrar buluşuyoruz. Bütün gün birlikte geziyoruz vadiyi.Akşam hava kararmak üzere geri dönüş yolculuğu başladı.Petra şirin bir kasaba.Birçok turistik ve ucuz oteller var onlardan
birine yerleşiyoruz.

Sabah erken yola koyuluyoruz.Bugün artık gezinin başından beri özlemini çektiğimiz Wad-i Ruma yani çöle yolculuk yapıyoruz.Wad-i Rum(irem bahçeleri) Kur’an da bahsedilen yer burası.Eskiden bir vaha iken şimdilerde çöl olmuş ve bilinmezliğe doğru bırakmış kendisini.Burası bilinen bir yer ve ziyaretçisi oldukça fazla. Çöl uçsuz bucaksız olduğu için sadece kendiniz varmışsınız gibi.
Çöle girerken cüzi bir rakam ödeme yapıyorsunuz.Araçla da yaya olarak da girseniz kayıt altına alıyorlar, güvenliğimiz için.Daha öncede çöl görmüştüm ama burası bir başka geliyor ruhuma. Kayaları mı, toprağı mı, Havası mı anlayamadım ama yine de insanın içine huzur veriyor.
Bugün çöldeyiz.Öğleye doğru girdik ve elimizde Wadi Rum a ait bir harita.Pusla olması gerekli. Yol olmadığı için kendi yolunuzu kendiniz bulacaksınız.Çölde araç kullanmanın farkını öğreniyorum.Aracı durdurduğunuz an batma tehlikesi oluşturuyor.Sabit hızla ve gazdan ayağı hiç çekmeden yol almak zorundasınız.Aracımızla bir sağa bir sola savrularak yol alıyoruz.Çöl de kullanmak ne çamura ne de asfalta benziyor. Gezinirken bir çok bedevi çadırlarına rastlıyoruz. Birisinde konuk oluyoruz.Çay ikram ediyorlar. Aracımız da olan karpuzu çıkartıp ikram ediyoruz.Çölde at safari, cip safari, yürüyüş gibi etkinlikler yapılabiliyor.Eğer arzu erseniz bedevi çadırlarında geceleyebiliyorsunuz.Biz kendi çadırımızda kalmayı tercih ettik.Apayrı bir deneyim.Ruhumuza iyi geliyor.İyi geceler Wadi Rum..

Çölde yaban hayatıyla da karşılaşıyoruz.Çöl develeri ve çöl keçileri aralarından geçip gidiyoruz.
Çölde bir gece konakladıktan sonra nerede olduğumuz konusunda hiçbir fikrimiz yok.Harita yetersiz kalıyor.Birkaç yerli ile karşılaşınca yolumuzu bulma şansımız oluyor.Elveda Wadi Rum elveda Belçika’lı Dirk.Yolumuz burada ayrılıyor.O buradan Mısır’a yoluna devam edecek, bizde
Amman’a doğru rotamızı çeviriyoruz.Yolumuz yaklaşık 300 km.Durmadan bu yolu almayı hedefliyoruz.Yolda bir Türk restoranına(Hatay Türk restaurant) konuk oluyoruz.Birer çay ikramından sonra yola koyuluyoruz.Bu arada hava soğumaya başladı ve yağmur şiddetini iyice arttırdı.Akşam saatlerinde Ürdün’ün başkenti Amman’dayız.İş çıkışı saatiyle birlikte müthiş bir trafiğe yakalanıyoruz.Amman şehir içindeki levhalar Arapça olduğu için yolumuzu bulmakta bayağı zorlandık.Gerçi nereye gideceğimiz konusunda da bir fikrimiz yoktu.İyi bir otel bulup bu gece kendimizi ödüllendirmeye karar verdik.Sefaretler bölgesinden geçerken 3-4 yıldız ayarında geceliği 25$ dan güzel bir otelde kaldık.Hava o kadar soğumuştu ki odada kaloriferler yanıyordu.
Güzel bir uyku ve sabah kahvaltısından sonra Amman’ı gezecektik.Şehrin içinde Romalılardan kalma büyük bir anfi tiyatro ve kale bulunmaktadır.Birde birkaç yerel müze.
Aracımızla ilgili bazı sorunlar nedeni ile Landrover servisine uğrayıp yolumuza devam ediyoruz. Artık dönüş yolculuğu başlamıştı.Akşam üstü saatlerinde Ürdün Jaber sınır kapısından çıkış yapıp Suriye’ye geçiyoruz.Bu gece tekrar dönüş yolumuzda olduğu için Şam’da konaklayacağız.
Şam’da bir kamping bulup geceyi burada geçiriyoruz.

Artık bu sabah kalktığımızda yolculuğumuzun son gününe yaklaşmıştık.Rota Halep….(Alleppo)
Fakat yol üzerinde hıristiyan köyü olan Mammulla’ya uğruyoruz.Biraz tırmanışlı ve virajlı yolu aşdıktan sonra ulaşabildik bu kasabaya.Burada ilginç olan durum, kasabada yaşayan halkın Hz.İsa’nın o zaman da konuşmuş olduğu lisan Aramice yi konuşmaları idi.Hıristiyanlık okulları gözümüze çarpıyor.Buraları gezebiliyorsunuz.Kendinizi Avrupa da bir kasabada gibi hissediyorsunuz. Herkes ve her şey çok modern.Biraz hediyelik eşya alışverişinden sonra Halep’e doğru yol alıyoruz.Öğleden sonra Halep’teyiz.Büyük bir şehir ve karmaşa, birden trafiğin içinde buluyoruz kendimizi.Eski çarşıyı bulduktan sonra biraz alışveriş zamanı.Halep’te hemen hemen herkes Türkçe konuşuyor.Çarşıda alışverişte bile Türk lirası ödeyebilirsiniz.O yörenin meşhur falafel(nohut köftesi) yemeğini afiyetle yedikten sonra Türkiye sınırına doğru yol alıyoruz.Türkiye çıkış yolunu soruyorum polise, tarif ediyor.Türkiye diye levhada görüyoruz. Bildiğim kadarıyla Halep’ten sınır 40 km kadar.Fakat yol bir türlü bitmek bilmiyor.Yol üzerinde bir çok kasaba geçiyoruz, aracı durdurup haritaya baktığımda Kilis çıkışına doğru yol aldığımız fark ediyoruz.Onca km yi tekrar geri dönüp Halep’e varıyoruz.Suriye karayolları haritasında o an fark ettiğim bir şey oluyor.Antakya ili sınırları onların sınırları içinde görülüyor.Bu yüzden Türkiye tariflerini Kilis tarafına doğru yaptıklarını anlıyoruz.Şehir içinde tekrar sormaya başlıyoruz Cilvegözü (Babelhavva) sınır kapısını.Babelhava olarak sorarsanız gösteriyorlar.Türkiye derseniz bizim ilk gittiğimiz yolu tarif ediyorlar aklınızda olsun aman dikkat…

Kilometreler ilerliyor Türkiye’ye yaklaşıyoruz fakat bir tane bile levha yok.Ancak sınıra geldiğimizde Türkiye yazıyor.Çok ilginç ama gerçek.Biz mi kendimizi kandırıyoruz onlar mı anlamadım.Suriye çıkışında ucuz olması nedeni ile mazot almak istiyorum fakat vermiyorlar. Türkiye’ye geçiş yaptığım için.Ucuz mazot kullanım vergisini ödememe rağmen alamıyorum. Mazotun ucuz olduğu ülkede vergilerinden dolayı çok pahalıya mazot kullanmış oluyorsunuz.

On ikinci günün sonlarına yaklaşmaya başladık.Suriye sınır kapısındayız.Saat 23 suları.Gece olmasından dolayı işler biraz yavaş ilerliyor.Görevli bulmakta zorlanıyoruz.Görevlilerin çoğu uyumuşlar.Birini gidip yatağından kaldırıyorum, birazda maddi yardım yaparak işlemlerin yapılamasını sağlıyorum.Türkiye sınırına girdikten sonra Türk memurların hepsi görev başındalar.İşlemler çok kısa zamanda tamamlanıyor ve giriyoruz Antakya il sınırlarına.Bu gece burada konaklayacağız.Sabah güzel bir kahvaltı sonrası Antakya’nın güzelliklerini geziyoruz.Saat 16.00 da Aslı’yı Adana havaalanından uğurlayıp, Hüma ve ben yolumuza devam ediyoruz.Bu sefer İzmir’e dönüş yolculuğumuz karayolu ile olacak.İlk gece konaklamamız Aksaray’da Ağaçlı kampinkte oluyor. Sabah Ihlara vadisini ziyaret ediyoruz ve oradan rotamızı Ankara’ya doğru yöneltiyoruz.O gece Ankara’da olan ailemi ziyaret edip bir gece konaklıyoruz.
Ve artık son yolculuk başladı.Akşam saatlerinde İzmir’e vardığımızda bir gezimizi daha anılara kaydetmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Kutsal olana yolculuk burada noktalandı fakat bir sonrakiler içinde umut dolu olarak…..

Hepiniz sevgiyle kalın…….
Melih Eriş Bu e-posta adresi spam korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.